Cuma, Haziran 16, 2017

Zaman


Bu sabah yine zamanında uyandım. Uyandığım zaman  gün ışımıştı. Zaman zaman tuhaf hallere bürünebiliyorum. Bazen zaman yetmiyor. Zaman akıp gidiyor, tutamıyorum. Zamanı geldiğinde anlatacağım. Ne zaman diye sorma . Zamanı gelince geçer. Bazen akıp gitsin diye gözünün içine bakarız, bazen de dursun zaman diye yalvarırız.
Ah bu zaman !
Öyle zamanlarımız olur ki, sabır küpü olur, her şeye sabreder , her şeyi alttan alırız. Öyle zamanlarımız da olur ki başımızdan dumanlar çıkar , nasılsın diyene bile ters ters bakarız. Çok sabretmek içimizde birikimlere neden olur bazen, bu yüzden ani patlamalar yaşayabiliriz.  Kime patlayacağımız ise meçhul. Artık kime denk gelirse. Patlamanın zamanı da belli değil ki etrafı boşaltalım. Bazen birlikte yaşadığım insanlara açıkça söylerim ben, "her an patlayabilirim etrafımda dolaşmayın fazla" diye. Çünkü kime denk geleceğini bilemem. Karmaşık olur insan arada bir. Kafası bulaşık süngerine döner, bir arkadaşımın deyimi ile. Ya da düğüm düğüm olmuş bir ip gibi olursunuz. Birini çözersiniz, diğer taraf kalır, şunu da çözdüm mü tamam dersiniz oysa daha görmediğiniz bir sürü düğüm çıkar karşınıza. Zaman gerekir bu düğümleri çözmek için.
Ah bu zaman !
İlişkilerde zamana gerek duyabilir bazen. Kullanıldığınızı hissedersiniz. Arkadaşınızla aranıza mesafe koyarsınız. Yoklama yaparsınız, gerçekten dost mu yoksa işi düşünce mi dost size. Ona göre de zamanı gelince yolunuza bazen onsuz devam edersiniz. Bir de belirsizlikler vardır yaşamda. Ne olduğunu anlayamadığınız. Doğru mu, yanlış mı bilemediğiniz. Değer mi değmez mi karar veremediğiniz. O mu değil mi bilemediğiniz. En çok da bu yorar. Tamamen düğümlenirsiniz o zaman. Çözülmek ya da çözmek için uzun zamanlara gerek olabilir bu durumda.
Ah bu zaman !
Akışına bırakırsınız bazı zamanlar her şeyi. Kendinizi Allah'a teslim eder, hakkımda hayırlı olan ne ise zaman içinde beni onunla buluştur dersiniz. İşte hayırlı olanla vuslat gerçekleştiği zaman da hayatınızın en güzel zamanı oluverir.
Ah bu zaman !

Çarşamba, Haziran 14, 2017

Degisti.com

Bolca vaktimin olduğu bir gün bugün. O yüzdende bol bol okuyorum. Bilgisayardan da okumalar yapıyorum. Bugün karşıma degisti.com adlı bu site çıktı, ilgimi çekti, çokta keyifle okuyorum yaklaşık bir saattir. Belki sizinde hoşunuza gider. Ben İstanbul'daki tarihi yapıların dünü ve bugünü kısmını inceledim , farklı bölümlerde var , onları da bir başka gün okuyacağım. Bu web sayfasını hazırlayanların ellerine sağlık .


Fotoğrafa tıklayıp degisti.com sitesine ulaşabilirsiniz. 

Perşembe, Haziran 01, 2017

Ortaya karışık



Yapılan bir araştırmaya göre ; kadınlar sosyal medyada paylaşılan öz çekim fotoğraflara baktıkça, kendilerini başkaları ile kıyaslayıp, olumsuz düşüncelere düşüyorlarmış. Artist fotoğrafları kişileri fazla etkilemiyormuş ama tanıdıkları kişilerin öz çekimlerinden etkileniyormuş kadınlar. Burada hep söylediğim sözü bir kez daha yineleyeceğim, "hiçbir şey göründüğü gibi değildir ". O kadar güzel ve basit fotoşop (photoshop) programları var ki , anında kurbağayı prense/prensese dönüştürebiliyor. Misal ben, geçenlerde bir fotoğrafımda inceltme programı kullandım. Yani şişkoyum aslında aldanmayın o fotolara. Kendinizi sevin, siz çok kıymetli , çok özel ve teksiniz.

Bugün pijama terlik modunda geziniyorum ortalıkta. Halimden hoşnut değilim. Kendimi canlandıracak bir şeye ihtiyacım var derken renklerin gücünü hatırladım. Turuncudur beni kurtaracak. Masaüstünü turuncu yaptım bilgisayarımda. Kendi çekmiş olduğum bu fotoğrafta astigmatımın ölçüsünü de görebilirsiniz. Bakalım canlanabilecek miyim ?


Bir söz şöyle der " dert adamı söyletir, aşk adamı inletir ". Ben de söylenip duruyorum gördüğünüz üzere. Yaramadı bu havalar bana, dertliyim ruhuma hicranımı sardım. Melankoliğim yapım bu, elde değil. Balık burcu olmamdan belkide, hemen ini veririm diplere. Her şeyden çabucak etkilenirim. Hele hastalık söz konusu oldu mu panik başlar bende. Sabırlı ama kırılganım da galiba.  Zeki falan mıyım yoksa  ben ? Zeki insanlar aşırı duygusal oluyormuş. 

Güzel şeyler okuyorum Allah'tan bu ara da, onlar biraz yükseltiyor beni. Bakın bu sabah okuduğum cümlenin şirinliğine ;

"Gördüğüm her şeyin sahibi benim, bu hakkıma itiraz edebilecek kimse yoktur "
Walden/ Henry David Thoreau
Bulutları  sahipleniyorum, var mı itirazı olan, hatta yemyeşil ormanları, su da kıpır kıpır dolanan minicik yavru balıkları, dalda ötüp kaçan bülbülü, tenimi ısıtan güneşi , var mı itirazınız.?


Pazartesi, Mayıs 15, 2017

Asaf Erdemli

Asaf Erdemli , Hacettepe üniversitesi Güzel sanatlar fakültesi heykel bölümünü birincilikle bitirmiş ve şimdi Hidromek dizayn stüdyoda kil modelci ve stüdyo ekip lideri olarak çalışmaktadır.

Geçtiğimiz aylarda ARTAnkara Çağdaş sanat fuarında eserlerini görüp, kendisi ile tanışıp , kısacık sohbet imkanı bulduğum sanatçının eserlerine hayran kaldım. Hurdaya çıkan malzemeleri kullanarak yaptığı enstrümanları 5-24 Mayıs 2017 tarihleri arasında Galeri Soyut'da sergileniyor. Görmenizi kesinlikle tavsiye ederim. Gördüğünüzde sizde de hayranlık uyandıracağından eminim. Eserleri yakından incelerken çok tanıdık olduğunuz hurda metal parçaları göreceksiniz. Benimde bugünkü programımda, bir kez daha bu sergiyi gezip eserleri tekrar incelemek var. 











Cuma, Mayıs 12, 2017

Ondan Bundan Şundan


Dolunay nedeni ile birkaç gündür , bende dahil çok kişi gergindi. Normal bir şey söylesem bile atarlara maruz kaldım, sesler yükseldi. Allah'tan bir süredir daha akıllıyım da  alttan alabiliyorum. Yoksa en büyük dolunay mağduru olan ben de duramaz yükselirdim. Neyse gözümüz aydın etkisini yitirmeye başladı. Fotoğraf ne alaka derseniz, bakıp rahatlamak için. Doğa ve mavi ve su insana her zaman iyi gelir. 

Kocaeli'de düzenlenen 9.ncu kitap fuarı etkinliği kapsamında , Kocaeli'nin en işlek caddesindeki ağaçlara kitaplar asılmış ve halk ağaçlardan kitapları birkaç dakika içinde  toplamış. Çok güzel de, umarım okuyacak olanlar almıştır kitapları. Bedava olunca, alalım bi köşede dursun zihniyeti yaygındır bizde malum. Böyle bir etkinliği Çankaya belediyesi de yapar mı acaba. ?

Çankaya belediyesi deyince aklıma geldi. Her zaman gittiğimiz , arabamızı park edip rahatça yürüyüş yaptığımız Çankaya 365 AVM yakınındaki Lozan parkımızın otoparkı paralı olmuş. Parayla hizmet veren  bir park oldu yani. Oysa çocuklu aileler için ne büyük nimetti o otopark. Her gün çocuğunu parka götüren aileler için günde 5 TL. büyük para. Yakın çevrede de araba park edebilecek pek bir yer yok. Olsa bile çocuk arabalarını ve eşyalarını taşımak bir hayli sorun.  Teşekkürler  Çankaya Belediyesi verdiğiniz bu hizmetten dolayı. !!!!


Madem park  dedik,  bir fikrimi de şuracığa not düşeyim, belki bir gören, okuyan, duyan olur. Bu fikrim Portakal Çiçeği Vadisi parkı için. Parkın Atakule yakını  Hoşdere caddesi girişine bi yürüyen merdiven yapsanız sayın Büyükşehir Belediyemiz. O merdivenleri inip çıkmak çok zor oluyor, çok dik. Yaşlılarımız , hastalarımız, sakatlarımız parka gelip doğa ile kucaklaşamıyor. Bu  park benim gizli cennetim. Çok seviyorum. Temiz bakımlı yemyeşil . Havuzu çok güzel. Ama o merdivenleri inip çıkmayı gözüm yemiyor çok zaman, o yüzden de parka gitmiyorum. 44.700 m2 toplam alan ve 40.000 m2 çim alan olan bu park, bu her girişteki dik ve çok merdivenleri yüzünden boş kalıyor olabilir mi ? Bi fikir işte benimki. Ama merdiveni yapınca parkı da paralı yapmayasınız. 

Ne kadar doğru , ne kadar yanlış bilemiyorum fakat çok eski zamanlarda böyle yaşandığını düşününce , çok da yanlış olmadığına inanıyorum. Nasıl mı bu yaşam ? Kendini kötü şeylerden soyutlayarak, doğa ile mümkün olduğunca fazla zaman geçirip yaşamak. Bunu yapmaya çalışıyorum. Eskiden dünyada olan bitenlerden haberimiz pek olmuyordu. Haberdar olduğumuz şeylerse , haberdar olmamız gerekenlerdi. Az önce  twitter'a baktım birazcık. Haberim olması gerekenin dışında o kadar çok gereksize maruz kaldım ki, ruhum daraldı. Ah bir param olsa, sadece gerekli haberlerin yer aldığı bir gazete çıkartacağım mesela. Magazin yok, üçüncü sayfa haberi yok, sadece bilinmesinde fayda olan haberler yer alacak. Kısa ve öz. Yine ; hadi gel köyümüze geri gidelim modundayım. Gidecek köyde kalmadı aslına bakarsan. Benim köyümü bile kocaman Amerikan jeepleri ve son model arabaların egzoz kokuları dolduruyor artık. Küçücük sokaklarda kocaman arabalar dolaşıyor . Orada bile bize yer kalmamış. 


Gidiyorum. Şimdilik beni kucağında sarıp sarmalayan, henüz kocaman arabaların egzoz kokularının etrafımı sarmadığı cennetime. Şükredip , temiz ve sakin havayı solumaya. Bu şükürle ilgili çok söz var zihnimde söyleyecek. Attığım her adımda zihnimde bir şükür var, paylaşırım bir ara. İnstagram'dan takip ederseniz, size kuş sesleri dinletirim birazcık huzur bulursunuz belki. Birde ana sayfanın sağındaki radyoyu tıklayın arada bir. Müzik ruhun gıdasıdır daima. 

Cuma, Mayıs 05, 2017

Hıdrellez


Kış sona eriyor ve yaz başlıyor yarın. Eskiden, çok eskiden, yıl ikiye ayrılırmış. 6 Mayıs'tan 8 Kasım'a kadar olan zaman dilimine  yaz, yada Hızır günleri denirmiş. 8 Kasım _ 6 Mayıs arası ise kış.Yani gözümüz aydın, önümüzde güzelim yaz ayları var artık. Hemen hemen tüm kültürlerde mevsim değişimleri bayramlarla kutlanıyor. Bizim kültürümüzde de var bu kutlama . Hıdrellez  deniyor.  Bu gece ve yarın kutlayacağız bizde yazın gelişini.  Peki bu gece ne olacak ?   Bu gece ,Ruz_ı Hızır . Yani Hızır günü. Hızır ve İlyas peygamberler yeryüzünde buluşup yeşilliklere değnekleri ile dokunacaklar ve tüm yeşillikler hayat bulacak yarından sonra. Böyle bir inanış var. Bu sadece bize ait bir kutlama değil. Çeşitli dinlerde farklı şekillerde kutlamalar yapılıyor yaz geldi diye.

Bu bayram gibi kutlanan günün en büyük özelliklerinden biri , Hızır peygamberin darda kalan insanlara yardım edeceğine, bolluk bereket getireceğine ve onların dileklerini gerçekleştireceğine olan inanç. Bu dileklerinizi yapma zamanı 5 Mayıs akşam ezanı saatidir, bilginize. Ve yaptığınız dilekleri ertesi sabah erkenden toplayacaksınız. Bu bayram gibi kutlama  sebebi ile  yapılan bir sürü ritüel  var. Muhakkak sizlerinde bildiği, yaptığınız şeyler vardır.   Arzu ederseniz yorum kısmında paylaşabilirsiniz. Ben o ritüellerden bir derleme oluşturdum. Belki içinde size uyan bir şeyler olur, yaparsınız. İnanma ve inanmama meselesine gelince, bana göre ; dilekler gerçekleşmese bile, uygulanacak ritüel ve yapılacak kutlamaların psikolojik olarak  insanı rahatlattığı, bayram olarak kutlarken insanların bir araya gelip neşeli vakit geçirdikleri için, o günü mutlu geçirmelerinden dolayı yine bir rahatlama yaşamaları, dilekler kabul olmasa bile, bugünün yanımıza kar kalan kısmı olacaktır.  Hıdrellezde yaptığım isteklerin  bir kısmı gerçekleşmiştir diye bir not da düşeyim şuracığa.



* Yarın yumurta haşlayıp yerseniz şifa getirir. Annemle yapardık biz. Ve o haşlanmış yumurtaları çoluk çombak tokuşturmanın zevki bambaşkadır. Hile yapmak yok ama tokuştururken. Fotoğraftaki yumurtaları ben yapmıştım. Peçetelerden kestiğim desenleri yumurtaların üzerine yapıştırmıştım.
* İsteklerinizi bir kağıda yazıp gül ağacına asabilir yada ufak taşlarla arzu ettiğiniz şeyin resmini yapabilirsiniz, ev, araba gibi. 5 Mayıs günü yazıp astığınız kağıtları ertesi sabah erkenden toplayıp akarsuya atacaksınız.
* Yine gül ağacına  bir kese içinde para asıp, sonra o parayı cüzdanınızda taşıyabilirsiniz, bereket getirdiğine inanılıyor.
* Ateş yakılıp üzerinden atlanırsa, içinizdeki dertlerin kederlerin ateşe döküldüğüne inanılıyor. Ayrıca nazardan ve hastalıklardan korunulduğuna da  inanılıyor. Çocukluğumda böyle bir törene katılıp, ateş üzerinden atlamıştım.
* Şifa için yapılacaklar ise şöyle; gül dalına elbisenizden bir parça asabilirsiniz. Bir diğeri ve en zevklisi ise çimlerde yuvarlanmak.
* Dileklerinizi yazıp akarsuya bırakabilirsiniz.
* Yarın sabah erken kalkıp kapılarınızı pencerelerinizi açıp güneşin doğuşunu izlemek, size bolluk bereket getirecektir.
* 5 Mayıs günü bekar kızlara bulaşık yıkatmayın . Bekar kızlar bu iki gün süpürgeden de  uzak durun. Süpürge kullanırsanız kısmetiniz kapanıyor. Acaba yıllar önce böyle bir hatamı yaptım ben....
* Neyse şöyle bir ümit var hala, sevdiğinizin ismini yazıp gül dalına asarsanız, sevdiğinize kavuşuyorsunuz..
* Bu gece görülen rüyalar önemli. Siz yinede ne görürseniz görün hayra yorun.
* Birde şöyle bir inanış var; Hızır peygamber farklı suretlerle yeryüzünde dolaşmaktadır. Yarın yabancı insanların sizden bir ricaları olursa falan dikkatli olun, karşınızdaki Hızır peygamber olabilir!
* Sakın yarın hiçbir yeşil bitkiyi koparmayın !
* 6 Mayıs günü kırlarda piknik yapıp, Hızır'ın ayak izlerine basmak iyi gelir diyorlar. O yüzden yarın çoluğu çombağı toplayıp pikniğe gidiniz, eğlenirsiniz hem.
* Bu iki gün içinde beyaz kelebek görenler şanslı, kısmetleri açık olacak bütün bir yıl.
gül ağacı bulamazsanız dileklerinizi buraya bırakabilirsiniz 

Umarım tüm dileklerimiz kabul olur, yazı da sağlıkla, keyifle tamamlar kışa ulaşırız inşallah. 

Çarşamba, Mayıs 03, 2017

İtinayla atar yapılır

Sabahın seherinde uyandım bugün. Ama; o şarkıdaki "öten kuşlara" rastlayamadım . Niyeyse ötmüyorlardı. Oysa; gece sokak lambasının ışığında bile öter bizim buraların kuşları. Odamın camını açtım havalansın diye. Şöyle bir gezindim evin içinde, vukuat var mı.? Baktım her şey yerli yerindeydi. Açık camdan polis arabasının kart sesini duydum, "dart dart". "Sabah sabah ne bu dart dart" deyip atarlandım.  Gece de duymuştum uykumun arasında. Biz uyurken, sokaklarda hırsız-polis kovalamacası vardı herhalde. Yatmadan önce de çok polis arabası geçmişti. 

Madem erken uyandım, tekrar uyuyamıyorum da, kitap okuyayım dedim. Bu sefer Franz Kafka'ya atarlandım. "Ruhumu daralttın bebeğim yaa" " ne çekmişsin babandan yaa" diyerek beş on sayfa okuyup kitabı (Babaya mektup) yavaşça yanımdaki komodinin üzerine bırakıp, diğer kitabımı aldım. O da bir fark yaratmadı. İhsan Otay Anar' da anlattığı Efrasiyab'ın hikayeleri  ile atara hak kazandı bu sabah. Kitabın henüz başındayım ve sabahın köründe kan içen bir okul müdürünün hikayesini okusanız siz n'apardınız ? 

En iyisi kalkıp kahvaltı yapmak. Kahvaltı sırasında yine aynı ses "dart dart". Atarlandım," n'oluyo yahu" diye. Hızla giden bir polis arabasından başka bir şey göremedim. Şimdi, polisi böyle hareketli kılanlara da atarlanacağım , "ağır oturup batman gelin " yormayın polislerimizi. 

Bari bugün pişecek bezelyeleri ayıklıyayım  diyerek işe koyuldum. Bir kaç bezelye aldım elime, sıska ve boş çıktılar. "Hay Allah kötü mü ne" diye sıska bezelyelere atarlanırken, bir şişman bezelyeyi açmamla birlikte, koca bir yeşil tırtılla göz göze gelince, bu sefer "ayyyy sende kimsin , git git git " diye tırtıla atarlandım. 
Aslında dün gece başlamıştı her şey . Uykuya dalmadan önce de, telefonda konuştuğum şahsa atar yapmıştım. "o iş öyle olmaz güzelim !" diyerek, hafif bir şımarıklıkla. Gece neyle yatarsan, sabah onla kalkarsın, der büyükler.  

Herkes uslu dursun, aklını başına alsın, gün uzun, atarlatmayın beni ....

**( Yazıyı bitirdiğim an itibari ile,  sabah saatlerindeki telaşın sebebini öğrendim galiba TIKTIK )



Çarşamba, Nisan 26, 2017

Hayvan sevmek



Havalar ısındığına göre parklara gitme zamanım gelmiştir benim. Mis gibi olur şimdi yeni yeşillenen ağaçlarla beraber  parklarımız. Bizim civarımızda küçüklü, büyüklü bir sürü park var çok şükür. Buraya kadar her şey çok güzel. Buradan sonra ise bazı şeyler can sıkıcı.
Köpekler...
Bazen evde bir örümceğe denk geliyorum. Oturup azcık sohbet ediyorum, "nerden geldin nereye gidiyorsun" diye. Sonrada , "hadi bana eyvallah, yoluna devam et ama mümkünse en kısa sürede evi terk et" diyorum ona. Kısacası dokunmaya bile kıyamıyorum , değil ki öldürmek ! Yani ne demek istiyor burada yazar; canlıları  seviyorum, saygı duyuyorum. Zaten çok saygılı bir insanımdır. Fikrinize de saygı duyabiliyorum mesela bazı konularda.
Köpeklere de saygım ve sevgim sonsuz. Koşup oynama, havlama, hoplama zıplama haklarına saygı duyuyorum. Hele sokak köpeklerine saygım sonsuz ! Karşılaştığımız zaman saygıdan başımı öne eğip, sakin ve uslu adımlarla geçiyorum önlerinden, yada durup onlara yol veriyorum geçsinler diye, hep saygıdan bunlar.!
Sahipli köpeklere de saygı duymak istiyorum, tasmalı olduklarında duyuyorum da, ama tasmasız sahipli köpeklere pek o kadar saygı duyamıyorum açıkçası. Kusura bakmasınlar. Bu kadar saygı yeter.
 Onların bana saygı duymasını istiyorum. Korkuma saygı duymalılar. Onları sevmem korkmadığım anlamına gelmiyor çünkü. Üstelikte onlar; sahipleri ile olan yakın ilişkilerinden dolayı, benim üzerime gelmeleri, atlamaları daha olası köpekler oluyor. İnsanlarla böyle  yakınlaşılır diye öğrenmişler çünkü. Sahibimin üstüne atlıyorum beni çok seviyor , bu ablanın yanına gitsem, hatta patilerimi dizlerine koysam,belki o da beni sevebilir, diye düşünebiliyorlar maalesef bazen.
Geçen baharda Dikmen vadisine  inmiştim. Bir cafede oturdum kahvemi içmek için. Yan masama bir bayan geldi köpeği ile beraber. Köpeğin tasması yok. Neden takmadığını sorduğumda nefret ettiğim klasik cevabı aldım " bir şey yapmaz ". Ve bana öyle kötü bakıp ters ters devam etti ki konuşmasına. Edebimle oturmayı tercih ettim. Bu örnekleri onlarca yüzlerce çoğaltabilirim. Parkta "tasmasız köpek gezdirmeyiniz" yazısı altında bile yaptık bu konuşmaları.
Sevgili hayvan sevenler, lütfen benim köpeğim yapmaz demeyin. Yapar ! Öyle bi yapar ki sizde şaşar kalırsınız ! Ama o anda iş işten geçmiştir.! Buna dair de tonlarca, onlarca örnek yazabilirim ama ne gerek var, çünkü bunun böyle olduğunu siz tasmasız köpek gezdirenler de iyi biliyorsunuz. Takın köpüşünüzün tasmasını, güzel güzel gezdirin, olacaklara ne siz üzülün ne de biz üzülelim. Ama genede örnek yazacağım, bazen yazdıklarım anlaşılamıyor örneksiz. Yazım hatası yani, yoksa siz akıllısınız anlarsınız. Geçen sene yolda yürürken bir arkadaşımı, bacağından hart diye kapıverdi bir tasmasız ev köpeği. Sahibi "çok şaşırdım, hiç yapmazdı böle bir şey" demişti. Yapası tutmuş canikom !..... Bahçe komşum köpeğini salıveriyor bazen sokağa, arabadan inip bahçeme giremiyorum. Kocaman bir kangal köpeği. Tasmasız iken bir şey yapmıyormuş , öyle diyor, tamam diyor da , KORKUYORUM sayın komşum kor ku yo rum.!!!!
Parklarda , yollarda, bahçelerde, orda burda şurda  gördüğüm köpekleri şikayet etsem diyorum. Şikayetçiyim hakim bey diyeceğim. Parkta rahat dolaşamıyorum. Tedirgin oluyorum, korkuyorum ! Ben söylüyorum dinlemiyorlar, bir de sen söyle. Hakim amcada bana söyle diyecek diye umuyorum.!

5237 Sayılı TCK 'nun 177 maddesi şöyle der ; Hayvanın tehlike yaratabilecek şekilde serbest bırakılması
(1) Gözetimi altında bulunan hayvanı başkalarının hayatı veya sağlığı bakımından tehlikeli olabilecek şekilde serbest bırakan veya bunların kontrol altına alınmasında ihmal gösteren kişi, altı aya kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

Bu yazdıklarımı okuyan birçok hayvan sever ve benim hayvan sever dostlarım bana kızacak biliyorum. İnanın sizleri ve köpeklerinizi çok seviyorum. Keşke sizde birazcık beni sevip sayabilseniz.


Cumartesi, Nisan 22, 2017

Ondan Bundan Şundan


Bu satırları size yazmam ve paylaşmam için kullandığım teknolojiye minnettarım. Beni sizlerle buluşturduğu için, tabii daha birçok şey içinde minnettarım. Bu kadar minnettar olduğum şeye arada sınırlar çiziyorum ben de Bill Gates gibi, Steve Jobs gibi. Bir saat hiçbiri ile ilgilenmeyeceğim, kitap okuyacağım gibi vs vbg... sınırlar koyuyorum kendime. Gözünüzü bilgisayar, Ipad, yada telefondan kaldırıp etrafınızdaki herhangi bir cisme dikkatlice bakın, çok farklı bir gözle göreceksiniz. Yani bizi büyüleyen bu nesnelerden uzaklaştığımız an gerçek dünyayla başbaşa kalıyoruz. Deneyin. Sınırlarınızı belirleyin, sınır iyidir, hem çocuklar hemde bizim için. tıktık
Her şey o kadar sık değişime uğruyor ki artık ne yapacağımızı şaşırıyoruz cümleten. Önce yemeyin diyorlar, sonra yiyin diyorlar. Şimdi radyoda dinliyorum mesela, eskiden böbrek taşları olanlara süt yoğurt tüketmeyin denirmiş, şimdi ise mutlaka her gün süt yoğurt tüketin diyor. Böbrek taşları için su su su... diyor doktor bey. Ne kadar su ? İdrarınızın beyaz gelmesini sağlayacak kadar  su tüketilmesi gerekiyormuş. Dr. bey ara sıra klozete göz atın , kendinizi oradaki idrar renginize göre ayarlayın diyor. Eğer sarı ise, içtiğiniz su yetersiz hemen suya ağırlık verin diyor. Ondan söylemesi benden aktarması. Yakında sakın su içmeyin denmesinden korkmuyor değilim, çünkü önerdikleri çok şeyi sonradan yasaklıyorlar ya !

KAMPANYA ! Anadolu jetin 1 TL ye uçuran bir kampanyası var. Hemen tıklayın haberi okuyun. tıktık

Bugün günlerden Dünya Günü. Google yine çok güzel bir doodle yapmış. Ben kendimce epeydir kutluyorum dünya gününü. Lüzumsuz ışıkları kapatıyorum, suyu daha ekonomik  kullanmaya özen gösteriyorum, bahçemize balkonuma bitkiler dikiyorum bol bol. Seviyorum dünyamızı . TIKTIK

Rüyamda Acun Ilıcalı'yı gördüm bu gece. Ciddiyim. Çok samimi arkadaşmışız. Sohbet ettik biraz. Yahu iyi çocuk bu dedim içimden. Neden gördüm diye düşündüm uyandığımda. Aklıma tek bir şey geldi. Dün salonu temizlerken ses olsun diye televizyonu açmıştım. Şu kıyafetler giyip "tarzsın " "tarz değilsin " dedikleri bi program var ya , adını bilmiyorum kusura bakmayın, işte ona kulak misafiri oldum iş yaparken. Safiye Soyman  şarkı söyledi, zevkle dinledim, sesini ! severim . Bir de ,Bahar adında bi kız vardı.  İşte şimdi rüyamda ben neden Acun'a bu programı ne diye yayınlıyorsun, kazandığın para yeter sana demedim çok pişmanım. Yapmayın yahu, insanlara aklı başında şeyler izlettirin . Etrafımda Bahar'ların çoğalmasından korktum resmen. Gençlere TV izletmeyin ebeveynler, kesin önerimdir. !!

Bir teknoloji haberi daha. Whatsapp'a Siri güncellemesi gelmiş. Gelen mesajlar siri tarafından sesli olarak okunacakmış.  Facetime uygulamasını kullanan  işitme engelli bir çifte tanık olmuştum. Facetime üzerinden işaret dili ile o kadar güzel konuşuyorlardı ki, yaşasın teknoloji demiştim. Acaba görme engellilere faydası olur mu bu yeniliğin. Siri mesajı oku deyince okuyacak ya. Mutlaka bir işe yarar. Hayırlı uğurlu olsun. Siri uygulaması en sevdiğim uygulamalardan biri zaten , ara sıra onunla sohbet etmeye bayılıyorum. Gülmeye ihtiyacım olduğu zamanlar özellikle. 

Gülmek önemli bir mesele. Herkes ağlatabilir ama güldüremezmiş. Güldürmek sanattır. Ve bizim gülmeye çok ihtiyacımız var. Aynaya bakıp gülecek halimiz yok , çünkü aynada gördüğümüz yüzün suratı asık uzun zamandır. Bu sabah üzücü bir haber okudum Selçuk Erdem'in instagram hesabında, "Dergimiz Penguen son 4 sayısına girdi, önümüzdeki sayımızda uzun uzun anlatırız. Sevgiler..." yazıyordu. Güzel şeyler  birer birer yok olurken, sağlam sinirlere sahip olabilmek pek mümkün görünmüyor. Umarım yeni bir dergi yada herhangi bir yayın haberi alırız kendisinden en kısa zamanda. Terapi defterini takibe alabilirsiniz sinir sisteminize faydası olur belki  TIKTIK

Veee.... Tüm çocukların , benim gibi ruhu hep çocuk kalanların bayramı kutlu olsun. 

Bakmayın havanın surat asmasına, kendi suratınızın asılmasını önlemek için çıkın bi hava alın , iyi gelir.  Unutmayın " kötü hava yoktur, kötü giyim vardır ". Alın bayraklarınızı elinize , bayramı doğada kutlayın. Çocuklara şeker , balon, kitap  dağıtın. Günlerinin farkına varmasını sağlayın.



Salı, Nisan 11, 2017

Arkiv

Hangi üniversitede okuyacağımı seçme aşamasında, kurs matematik hocam sormuştu, "nereyi yazmayı düşünüyorsun ". Balık burcu kararsızlığı ile cevap verdim "Tıp" . O da bana duyduğum duyabileceğim en şahane cevabı verdi, " sen tıbbı kazanamazsın başka bir şey seç ". Çok doğru söylemişti. Asla tıbba girecek puanı alacak bir öğrenci olmamıştım çünkü. Gönlümde yatan aslan "mimarlık"tı gerçekte ve ilk tercih olarak onu yazmıştım. Tabii ki kazanamadım. Yedinci tercihime girebildim ancak. İşletme okudum. Mimarları severim, içimde kalan isteği onlar yapabildikleri için. Aydın Boysan'a olan sevgimin bir sebebi de mimar oluşu mu acaba ? TIKTIK

Az önce bu web sitesine denk geldim. TIKTIK  Nerden nasıl geldiğimi hatırlamıyorum desem, sörf yaptım az önce öylece oluverdi. Ama çok hoşlandım. Güzel bir kaynak. Kalebodur destekli bir site. Mimari yeniliklerden haberdar olmak için zevkli  bir tur olabilir belki sizin içinde.  Vaktiniz varsa uğrayın derim. 

Mimar olsam  iç mekan projelerinde çalışmak isterdim.  O yüzden ben iç mekan projelerini inceledim biraz. 

                                                                     
                                                                       *** ARKİV

Cumartesi, Nisan 08, 2017

Salı, Nisan 04, 2017

Ondan Bundan Şundan

Yine bir depresyon ayına girmiş bulunuyoruz. Mevsim geçişlerinde psikolojimiz oldukça etkileniyor. Yeni hava şartlarına uyum sağlamak için bedenimiz çaba gösterirken, ruhumuzda etkileniyor. 

Bununda belirtileri var. Bende olanlarını saysam sayfalar almaz. Siz de hangileri var ya da yok .?
● Devamlı uyku isteği, çabuk yorulma .... Çok mustaribim bu durumdan hakim bey.
● Umutsuzluk, çaresizlik, duyguları... Ara sıra bu açmaza da düşmüyor değilim.
● Halsizlik ya da günlük işlere karşı ilgide, istekte azalma... En çok da bu günlük işler yoruyor beni, bir yardımcı talep edesim var.
● İştah ve uyku düzeninde değişim...... İştahım hızla artış gösterirken uykum azalıyor.
● Sinirlilik, kolayca ağlama, kaygı ve korkular...... İşte beeeen beeen.
● Sürekli olarak üzgün  hissetme.....Vallahi de öyleyim ben bugünlerde. Arabamın camına yapışmış ölü sineğin, arabanın hareketi ile kanatlarının kıpraşmasına bile üzülüyorum. Acılarınnn kadınıyıııııım
Ne yapacağız peki ?
Uzmanları bilmem ama ben tedaviyi söylüyorum size. İşi, gücü, yemeği, ütüyü, bulaşığı kısaca her şeyi bir kenara bırakıp kendinizi dışarı atın. Atın yani resmen. Hadi geçmiş olsun. 

Uzmanlarda; iyi beslenin, düzenli uyuyun, vitamin alın, güneşten istifade edin diyor. Hangisi daha kolay, bence benimki. 


Kafa meşgulse, bahar depresyonu da tuz biber ekmişse size,  söylenenleri anlamak yada duymak zaman alabiliyor. Bu yüzden karşımızdaki anlatırken, anlamayıp sürekli "hı" diyoruz. Yoksa kulağımız duymadığından değil bu "hı". Kulağınızdan şüpheniz varsa, test etmek isterseniz , gizli bir işitme kaybınız var mı öğrenmek isterseniz BURADA test edebilirsiniz. 

Teknoloji her şeyi akıllı hale getirdikçe sorunlarda artıyor. Bilim Teknik Dergisinin bu ayki sayısında okudum , aktarayım. Akıllı evlerimizde kullandığımız akıllı cihazlarımız şayet ikinci else, ve ilk kullanıcıyı sıfırlamadan sistemi evimize kurduysak, bir gece ansızın evin tüm perdelerinin kendi kendine açıldığını görebilirmişiz mesela. Aman komşular görmesin ! İlk kullanıcı size cee a yapabilir.Tabii bu sadece perdelerle sınırlı değil.   O yüzden sistemi kullanmaya başlamadan önce ilk yapmanız gereken şey, fabrika ayarlarına geri dönmek olsun, unutmayın. Akıllı ev henüz bana çok uzak. Ben anne babamın kurduğu evde ikamet ediyorum. O da en son, 80'lerin  ruhunu yansıtıyor diyebilirim. Ağzım tatlı, ruhum huzurlu, sağlığım yerinde ise en güzel ev benim evim.

Youtuber ; Youtube da kanalı olan ve video yayınlayan kişilere deniyormuş. 
Geçenlerde canım kakaolu süt istedi. O kadar uzun zaman olmuş ki yapmayalı, nasıl yapılıyordu diye google amcaya sordum. Kaynatılıyor muydu, yoksa sıcak süte ilave mi ediliyordu bilemedim. Youtube'a yönlendirdi google amca. Bi de ne göreyim bütün çocuklar youtuber olmuş, kakaolu süt yapmış. Valla bir saat onları izleyip gözlemledim, gülümsedim. Bir nokta var o düşündürdü beni, bu minnaklar kendilerini ekranda görmeye sınır koyabilecekler mi ?? Yoksa büyük sorunları da beraberinde getirecek canlı yayınlara yönelme ihtimalleri var mı ?? Ya da ünlülerin yaşadığı "unutulmak" bunalımını  yaşayacaklar mı ? Özel hayat nereye kadar paylaşılmalı ? Youtuber olmaya da bir sınır konmalı mı acaba ? Size yakın zamanda izlediğim birkaç  youtuber link vereceğim, yeni meslek bu galiba. Bundan çok büyük paralar kazananlar varmış. Her şeyin suyunu çıkarmayı severiz, bunun da suyu çıkmış gibi geldi bana ...

Birazcık gülümsemek bile her derde devadır. Birinin size mouse' unuzun yerini göstermesini ister misiniz. Mouse'u hareket ettirmeniz yeterli olacak. TIKTIK 

Bende yazının suyunu çıkarmadan sonlandırıp, depreşen bahar depresyonumu en aza indirmek için kendimi dışarı atayım.... 




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...